Şehir

‘Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim’, dedin
‘Bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.
Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
-bir ceset gibi- gömülü kalbim.
Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede.’

Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
Aynı mahallede kocayacaksın;
Aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
Başka bir şey umma-
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
Öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de.  Constantino Kavafis

                                                 

Sanat ve edebiyatla iç içe olan bir insanın, belli bir zamandan sonra kendi içselliğine doğru yolculuğa çıkması kaçınılmazdır.

Bir ressam, bir yazar, eninde sonunda kendi tavrını ve edasını, aşkı tanımlarken bulur; nedeni ise, insanı değiştiren en güçlü duygunun aşk olmasıdır.

Aşk; yurda duyulan sevdadır.

Aşk; avucuna alıp, parmaklarının arasında dokusunu hissetmeye çalıştığın topraktır.

Aşk; dünyaya gelirken havasını ve kokusunu ezberlediğin, yasemin kokulu, bir düş bahçesidir.

Aşk; sürgünlerde, sindirmeye çalıştığın memleket hasretinin, bir türlü engel olamadığın, isyanlarda olan yüreğinin sesidir.

Aşk sadece vahşi ve şehvet dolu bir duyguyla sevişmeyi istemek değildir.

Hiç konuşmadan, görmeden duyulan ve arzulanan sevgi selidir aşk…

Vatan özlemiyle yanıp tutuşurken, hasretin ve içindeki kıvılcımların fırça darbeleriyle tuvale dökülmesidir, akmasıdır su gibi…

Yağan karı seyrederken, özlemektir memleketinin o insanı buram buram terleten sıcağını…

Mısralara tercüme etmektir hislerini, anlatmaktır nasıl da köklerini deli gibi özlediğini, her şeye rağmen…

Kavafis’in şiirini okurken, düşünceler ırmağına aktı gönlüm…

Bir aşk düşündüm Halil Cibran’ın…

Halil Cibran, hiç görmediği bir kadına aşk duymuş ve uzun yıllar bu bağ devam etmişti, edebiyat ve sanat ile insan aşka ulaşmak için karşısına çıkan veya çıkarılan tüm engelleri kendi iç dünyasındaki yansımalarla yok eder.

Kavafis’in şiirini okurken,

Bir aşk düştü gönlüme, adı Kıbrıs’ım…

Kıbrıs’ımı okurken, Mehmet Yaşın’ın “Sevgilimin Türküsü ”’nü hatırladım.

 

SEVGİLİMİN TÜRKÜSÜ 

 

Sevgilimin türküsüydü deniz
mavi sesine demir attı savaş
sevgilim,
ölü asker. 

 

Sevgilimin türküsüydü buğday
altın bakışlarına kelepçe vurdu savaş
sevgilim,
ölü asker. 

 

Sevgilimin türküsüydü barış
beyaz gülüşünü ikiye böldü savaş
sevgilim ölü asker. 

 

Duyuyorum sevgilimi
türkü söylüyor ölü asker,
evimizin kapısını çalıyor mavi türküler. 


Duyuyorum,
barış için en güzel türküleri söyler
savaşta ölenler… Mehmet Yaşın

 

Tarihselleştirilmiş şiir, şiirleştirilmiş tarih, aşkın en manalı, aynı zamanda en zor kavranacak hali…

Kavafis’in ve Mehmet Yaşın’ın şiirinin sonsuz ve sanatsal dehlizlerine girildiğinde, karşımıza bu damıtılmış aşk çıkıyor.
Kavafis’in şiirini okurken, mısra aralarında vatan özleminin derinliğini görebilirsiniz.

Nereye ait olduğunu çözememe duygusunu hissedebilirsiniz.

İstanbul, Fener’li olan ailesinin, İskenderiye’de doğan oğlu olan Kavafis’in yaşam yolculuğu, İstanbul, Avrupa ve en son olarak tekrar İskenderiye’de son bulmuştur.

Kavafis’in şiirini okurken, insan özlediği her ne varsa sanki yanındaymışçasına, özlediği her kim varsa, sanki onun nefesini uçsuz bucaksız olan coğrafyanın hasret rüzgârlarında hissedebiliyor.

“Şehir” adlı şiirine, ilk defa, yine okumaktan büyük keyif aldığım ünlü bir yazarın kitabında rastlamıştım. Her defasında sanki ilk defa okurcasına ezberledim her bir şiirini…

Her defasında sanki farklı bir tatla okudum mısralarını…

İnsanlara bir şeyleri ifade etmek anlamında kesişir yazarların, şairlerin, sanatçıların ve bilgelerin yolları…

Vardır her bir şiir öyküsü…

Vardır her bir haykırışın hikâyesi…

“Bir insanın, bir yazarın vazgeçemeyeceği en önemli şey imdat çağrısıdır, çaresiz insanların imdat çağrısı…

Bir insanın, bir yazarın samimi ve sadık olması gereken işte bu insani yakarıştır.”

Tercüme olmaktır yaşadığı yerdeki insanların duygularına,

Her şey yok olup gittiğinde, geriye sadece yazılanlar kalacaktır…

Her şey yok olup gittiğinde, geriye sadece resimler kalacaktır.

Her şey yok olup gittiğinde, biz olmayacağız…

Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, ne kazanan olacak ne de kaybeden…

 

Bir Cevap Yazın