Gözlerimi gökyüzüne çevirdiğim zaman,

Bir çift siyah-kahve renkteki gözleri görmüştüm.

Seher vakti esen rüzgarda,

Sana armağan etmiştim gözyaşlarımı…

Seninle vedalaşırken,

Rüzgara bırakmıştım kendimi,

Her şeyi alıp götürsün diye.

Tüm benliğimi, ruhumu, seni ve anılarımızı…

Belki böylece unutabilirdim seni…

Gözlerimi açtığım zaman,

Bakışlarımı buruk ve parlak maviliğe çevirmiştim,

Hasret kaldığım hayat rengine meyil etmiştim…

Seher Yeli savursun diye gözyaşlarımı,

Koyvermiştim katre katre.

Ne kadar uzun zaman öylece kaldım bilemiyorum…

Renkleri izledim,

Kimi zaman sıcak, sarı renkler oldu,

Kimi zaman hüzün dolu kahverengiler,

Kimi zaman ise sonsuz gibi gelen kurşuni ve lacivert renkler…

Sabır ve inanç sahibiysen, bir gün aşk kokan rüzgara rastlayacaksın…

Saçlarını savurduğu zaman, daha evvelden hiç duymadığın, anımsamadığın bir kokuyu hissedeceksin.

Ne olduğunu anlamaya çalışacaksın,

Öylesine mis gibi kokusu,

Kadife gibi sesi ile seni saracaktır ki,

Seni onda,

Onu da sende bırakacaktır…

Karalarken siyah bir kömürle yaşadıklarını,

Öyle bir geceydi ki, 1001 gece masallarından kalma bir hazla işledi yüreğimize diye yazacaksın…

Öyle bir geceydi ki, ay tutulması, volkan patlamalarının ardından,

Yüreklerin birbirinde kaybolması gibiydi diye yazacaksın…

Ve öyle bir geceydi ki daha nice gecelerin yaşanacağının habercisiydi…

Ey Seher vakti esen güzel rüzgar,

Umutlarımızın tükenişinin yarattığı karanlıklara,

Denizde parlayan yakamozlar gibi gel Sevgili…

Bedenimin susuzluğu çölde kurumuş bir dudak gibi,

Dudağıma bir damla su serp ve gel…

Daha yavaş es rüzgar, senin aşk kokan kollarında daha nice uzun zaman kalmak isterim.

Nefesler tükeniyor ve bitiyorum…

Masallarda olduğu gibi bir öpücük kondur ve gel Sevgili…

Gel Ey Ertelenmiş Aşk…

Gözlerin gözlerimde,

Başım göğsünde,

Kalp atışlarını dinliyorum.

Bize yasak konuşmak…

“Sözler hakikat değildir, ağzımdan çıkan seslerdir. Hakikati öğrenmek için söze değil, yaşamaya ihtiyaç vardır” demiş Şems-i Tebriz…

Sabırlı ol Sevgili,

Okşaya okşaya şeker kamışından nöbet şekeri yaparlar…

İpek böceğinden zamanla atlas yaparlar.

Ey Seher Yeli,

Bir haber getirdin mi bana Sevgilimden?

Ey rüzgâr, daha yavaş es, çünkü güzel kokuyorsun,

Ey rüzgar, daha yavaş es, çünkü aşk kokuyorsun…

Sabırla es yavaş yavaş, seni doya doya koklayabileyim…

Sabırla sessiz sessiz, beni doya doya koklanabilesin…

Ruhuma fısıldıyor Yaradan…

Kalbimle konuşuyor…

Ertelenmiş Aşkımı söylüyor bana…

Onun sesini dinlemek istiyorum,

Tozlu, hasretli,

Ağaç kokan, reyhan kokan nefesini,

Koşmaktan yoruldum,

Gel Sevgili,

Seni uzun zamandır bekleyen Sevgiliye,

Koş ve gel,

İşgal et beni…

Başkaldır,

Söyle bana,

Bunun bir ayaklanma olduğunu,

İkimizin yoluna,

Tüm gücümüzle saldıralım birbirimize,

Tıpkı fethedilecek bir coğrafya misali,

Tıpkı âşık olunan bir toprak misali,

Seni de öylesine işgal etmek istiyorum,

Her ne şekilde olursa olsun…

Kalpler ve yürekler toprak gibidir…

Bedenin en kıymetli yeri…

Can bana gelirse, ben yeniden hayat bulacağım.

Gelmezse de ben ona gideceğim.

Öylesine arzu ve tutku ve aşk ve gururla istiyorum ki seni…

Sana karşı her nasıl mağlup oluyorum ve yeniden hazırlanıyorum…

Ya esaretim olacaksın, ya özgürlüğüm…

Yüreğimi siper edip geliyorum,

Ve sana esir düşüyorum.

Aşk rüzgarının beni savurduğu yüreğindeki karanlık hapishanede seni bekleyeceğim.

Hasretinden odamın çatlayan duvarlarında,

Yüzüme vuran ışık olarak gel bana…

Günün her hangi bir anında görüşmecim olarak gel bana…

Ne de güzel söylemiş Arif Hoca, “Görüşmecim yeşil soğan göndermiş”,

Sen de yüreğini gönder bana,

Sen de kalbinle gel bana,

Koy ver beni

Hare-ergen-2-300x300 Sabır Kokan Rüzgarlardaki Ertelenmiş Aşk

hare ergen

Bir Cevap Yazın

Geliştmelerden Haberdar Olun