Özgürlük Aşk’tır… Aşk ise Yaşama Sevinci…

“Eğer bir bütün haline gelmek istiyorsanız, önce yarım olmaya izin vermelisiniz. Dolu olmak istiyorsanız, boş olmayı kabulleneceksiniz. Yeniden doğmak istiyorsanız, öncelikle ölmeyi; her şey sizin olsun istiyorsanız da her şeyden vazgeçmeyi bileceksiniz…”Lao Tzu

 

İnsanlar bazen duygu ve düşüncelerini, yeterince ifade edemezler. İsteyerek veya istemeyerek… Susarlar ve konuşmazlar…

“Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir” demiş Mevlana…

Ondandır belki de bazen sessiz kalışlarımız…

Ondandır belki de bazen gülümseyerek gözlerimizle konuşmalarımız…

Ben her düşündüğümü söylemem, her söylediğimi düşünürüm sadece… Her ne kadar yazı yazmayı çok sevsem de, iş konuşmaya gelince galiba biraz suskunlaşanlardanım…

İnsanların gereksiz yere konuşmaları…

İnsanların gereksiz yere önyargılı konuşmaları…

İnsanların farkında olmadan dillerinin öldürücü bir silaha dönüşmesini fark etmemeleri…

Yazımı okuyan değerli okuyucum, sen de bu şekil düşünüyorsan, kulübe hoş geldin…

“Dilini terbiye etmeden önce yüreğini terbiye et, çünkü söz yürekten gelir, dilden çıkar” yine Mevlana’nın sözleri…

Bilsen ne kadar sevinmişimdir bazen susmalara,

Bilsen ne kadar mutlu olmuşumdur bazen sessizliğe…

Dökülürken katre katre sözler ortalığa, bazen bir anda cenneti, bazen de bir anda cehennemi yaşarız. Bu yüzden mesela konuşmak değil azizim, mesela bazen konuşmadan da hareketlerin ile ne hissettiğini anlatabilmendir, yoksa dil ve yürek her insanda var.

Mesela bir sabah uyandığınızda “bugün yüreğimin sesinden konuşacağım”…dediniz mi hiç?

Nejat İşler’in güzel bir sözü var sevdiğim;

“Mesela sevmek değil, kime sorsam seviyor zaten. Mühim olan güzel sevebilmek… Kırmadan, dökmeden, yormadan, acıtmadan”…

Siz hiç acıtmadan sevebildiniz mi?

Siz hiç dökmeden kırmadan kendinizi ifade edebildiniz mi?

Siz hiç yormadan ve acıtmadan seni seviyorum diyebildiniz mi?

Bunların hiç birini yapamadıysanız yine de hiç bir şey için geç değil.

Mesela konuşmak değil azizim… Mesela konuşmadan da kendini anlatabilmektir…

Söz sevgiden açılmışken, hemen güzel bir sıçramayla sevgi ve aşk satırlarına yürüyelim…

Daha önce hiç yazmadığınız satırlar arasında dolaşmak,

Daha önce hiç yürümediğiniz paragraflarda koşmak…

Aniden ve hiç akılda yokken, planlamadan…

Bazen biraz da olsa sırtınızı peşinden koştuğunuz dünyaya dönseniz?

Bazen biraz da olsa, gözlerinizi, dudaklarınızı, parmaklarınızı, şu uğruna tavizler verdiğiniz, peşinden koştuğunuz zamanı yok sayıp, zamansız mutluluklara çevirseniz… Nasıl olur/du diye merak ettiniz mi hiç?

Bir yanda duygularını fütursuzca yaşayan insanlar, bir yanda da farklı nedenlerden ötürü yüreğinden geçen serseri duyguları yaşayamayan insanlar…

İçinizdeki duyguları yaşamanın büyüsüne, tadına varmak, salıvermek…

Bunu bir sefer bile kaçamakta olsa tatmak…

Tıpkı salıncakta sallanıp, bu şekil sanki gökyüzüne dokunduğunuz günlerdeki gibi…

Sınırların olmadığı, köşegenlerin içinde sıkışmadığınız, dolu bir insan olabilmek için, ilk önce tüm yük ve sınırlarınıza eyvallah diyebileceğiniz cesaret…

Çok soğuk sabahlarda, hani bazen birinin bize sıcak bir kahve vermesini dilemek gibi, ruhumuzun da sıcacık renklerle boyanmasını istemek gibidir aşk kıpırtısı… Kışın sert ve kimsesiz ayazında üşüyen kalpler, bahara hasret bir aşk sevdasındadır. Özlem türküsü vardır dillerde…

Akıllarda ise akrep ve yelkovanın arasında gidip gelen mantık saniyeleri…

Ne zaman ruhunu isyan rüzgârlarınızda bulursan, üşüdüğün zamanlarda seni kucaklayan sevgiliyi düşün…

Ne zaman kalbini hasret fırtınasında bulursan, özlediğin zamanlarda seni sonsuzca, koşulsuzca seven sevgilinin dokunuşlarını hatırla… Koyuver gitsin içindeki prangalar, özgürlük güvercinlerini artık kaçırtma yüreğinden, baharın gelmesi, özgürlük demektir. Yüreğinizdeki aşk şarkısını dillendirmedir…

İçinizdeki duyguların sizi göklere çıkarmasını izlemektir. Dilinize, belinize dolayın sevgilinin varlığını…

Her ne olursa olsun aşk yaşamaya değer…

Özgürlük Aşk’tır… Aşk ise yaşama sevinci…

Bir Cevap Yazın