“Dönülmez akşamın ufkundayım…”

İşte tam da böyle bir ruh halimde  rastlamıştım sana…

Aslında ben değil, bakışlarım yakalamıştı seni…Daha sonraları ne zaman senden uzakta kalsam, o an ile ilgili hayaller kurardım…Evet; hayaller…

Henüz seninle tanışma fırsatım olmamıştı, bu yüzden sen ile ilgili hayaller kurmak bana iyi geliyordu. Tanımadığım, kim olduğunu bilmediğim bir insan ile ilgili düşler…

Her nedense bu defa, hiç bir şekilde olacaklara müdahale etmeyi düşünmedim, geçmişte yaptığım gibi…Kaderde varsa, yolumuz kesişecekti…

Bu karşılaşmadan iki yıl sonra;

Tepedeki Manastıra vardığım zaman buraya yıllar önce gelişimi düşündüm. Mola vermek için durduğumuzda, uçsuz bucaksız gözümün görebildiği yerlere bakarken, biliyordum…Baktığım yerlerde olduğunu biliyordum…Ben sana kavuşacaktım, beni bekliyordun…Sanki sana bakıyordum, uçsuz bucaksız ovalara bakarken…

Gözlerimde aşk, kalbimde mutluluk…Ötesi yoktu…Ne korku, ne kuşku ne de şüphe…Ve burayı çok sevmiştim, tıpkı sen ile ilgili sevdiğim her ne varsa…Manastır da bunlardan bir tanesiydi.

Ve 10 yıl sonra sıcak bir Temmuz sabahı….

“Her insanın kaderi, ancak o insanın belleğinde var olana benzediği ölçüde kişiseldir” Eduardo Mallea…

Bugün çok işim vardı. “Yeterince şansım varsa,  haftasonu bir yerlere kaçabilirim, soluklanmaya”  diye düşündüm…Evden çıkarken telefon çaldı. Ofisten arandığımı sanıp açmadım, on dakika sonra zaten işe varacaktım.

Arabaya bindiğim zaman yine de kim aramış diye baktım.Tanımadığım bir telefon numarasıydı…

Bir an geri aramayı düşündüm sonra vazgeçtim. “Yanlış olmuştur” dedim. Sonuçta telefon numaram,  şahsen verdiğim dost ve akrabalarımda vardı. Evet, yanlış olmuştu…

Öğlene doğru aynı numara beni tekrar aradı…Bu defa tedirgin oldum ve isteyerek açmadım…O gün akşama kadar üç sefer daha aradı,  sonunda numarayı engelledim.

Geçmiş ile ilgili travmaların tekrar su yüzüne çıkmasını istemiyordum.

Kendi kendimi “ ara ve kim olduğunu öğren, mutlaka yanlıştır, sen telefon numaranı sadece çok yakın arkadaşlarına verdin. Bir daha ararsa aç ve en azından bu kabusu sonlandır”diye telkin ediyordum.

O günün akşamında, spordan sonra eve dönerken numarayı aradım, evet çalıyordu…Fakat kimse cevap vermedi…Eve dönünce mesaj yazıp gönderdim  “İyi akşamlar, bugün bu numaradan defalarca arandım. Sanırım bir yanlışlık var, lütfen bir daha aramayınız.”.

Zor bir günün ardından, artık tek isteğim güzelce bir banyo yapıp, uyumaktı ama ondan önce kokusunu ve lezzetini sevdiğim kahvemi içip günün yorgunluğunu ve keyfini çıkaracaktım.  Yorgundum, nedensiz bir şekilde de buruk…

Kahvemi yudumlarken düşündüm…Günlerce…Haftalarca…

Yıllarca üstesinden gelmeye çalıştığım sonbahar hüzünlerimi…Tek başıma atlatmıştım. Güçlüydüm…

Bir İran atasözünün de dediği gibi “ Cehennemin bir fersah ötesi cennet, cennetin bir adım ötesi cehennemdir…”

Bu yüzden hiç bir şeyin beni ne üzmesine, ne de huzursuz etmesine izin verecektim…Kapatmış olduğum telefonu tekrar açtım…Kim ararsa arasın, hazırdım…Evet yanılmamıştım, gecenin bir vakti telefon yine çaldı…Bu defa açtım…Hiç bir ses yoktu…

İki, üç sefer “alo” dedim…Yine ses yok…Sonunda “kapatıyorum“ dedim.

“Dur kapatma”….

On sene sonra, ondan duyduğum ilk cümleydi…

Biliyor musunuz, o an ile ilgili olarak hatırladığım sadece  aşağıdaki cümle var. Hatırlayamadığım ise bunu ikimizden hangimizin söylediği…Zaten önemi de var mı?

“Yorgunum, Tek istediğim yüzümü kucağına koymak; başımın üzerinde dolaşan elini hissetmek ve sonsuza dek öyle kalmak…” Franz Kafka…

 

Bir Cevap Yazın