“İnsan bir kere birine geç kalır ve bir daha hiç kimse için acele etmez –Yaşar KEMAL

Bu güzel cümleyi, “insan bir kere; gerek kendine, gerek birine, verdiği sözü tutamaz ve bir daha hiç kimse için söz vermez…” olarak yazsam… Ve sanırım bu yüzden

 

Merhabalar Sevgili okuyucularım…

Sizin de defalarca okuduğunuz, çok yerde önünüze çıkan yukarıda yazdığım cümleye, dün rast gelince paylaşmak istedim.

Geç kalma diye bir şey yok diye düşünürüm. Olması gerektiği için olmuştur. Ve evet, doğrudur. İnsan bir defa bunu yaşarsa, bir daha acele etmez, tıpkı; bir defa olsun, gerek kendine, gerek birine, verdiği sözü tutamayanın, bir daha hiç kimseye söz veremediği, vermediği gibi…

Bazı insanlar söz veremez. Vermek istemediklerinden ötürü değil, bir şekilde bir yerlerde yaşanılanlardan ötürü… Bahsedilen söz, kutsal bir bağ, bütünlük için verilen söz…

Bu yüzden, de bundan sonra kimse için bağlılık sözünü veremez. Bu vermek istemediğinden ötürü değildir. Verilen söz ile çıkılan yol…  Sonrasında sözü tutamamak… O esnada yaşanılan acı veren sahneler… Sebep olunan hüzünler ve travmalar…

Hayatınızda her şey güzel olacak diye bir şey yok. Sizin bile hükümsüz olduğunuz yerler var. Bu yüzden fazla sorgulamadan, her şeyi olduğu gibi kabul etmek… Ve öylece keyif almayı bilmek… Bu yüzden insanlara önyargı ile yaklaşmamak…

Bir yola çıkılır, bazen yolu sonuna dek götürür, bazen ise çuvallar insan… Her çıkılan yolu sonuna dek götürmek… Ne güzel olurdu. Götürenlere eyvallah…  Ama bazen de yolun bir yerinde, gidilen yolu bırakıyorsunuz. Bir şeyler oluyor.  Bir anlık bir karar olmadığı da bir gerçektir. Hiçbir karar, bir anlık olarak verilemez. Uzun bir süre düşünülmüştür.

Demem o dur ki; bazen bazı şeyler yolundan çıkabilir, bardak taşabilir. Her zaman değil, bazen… Yolundan çıkan şeyler, tekrar yola girmek içindir diye düşünürsünüz… Her zaman değil, bazen…

Taşan bardak tekrar dolmak için mi?

Bakarsın ki,  yoldan çıkan her ne varsa, o şekil yaşamak daha güzel olmuş. Veya bir de bakarsın ki, taşan bardak bu hali ile daha güzel olmuş. Her şey ummadığın bir şekilde yoluna girer, sen de şaşırırsın, sevinirsin…

“Yanarak var olmayı kabullenmekle, sönerek yok olmak arasında yapılacak bir seçimden ibaretti bütün hikâye…”  Nazan BEKİROĞLU

İnsan bazen çok yürür ve koşar… Yorulur.

Bazen de, bundan ötürü, kısa adımlar atar, bazen ise tam tersine devam eder yine çok yürümeye ve koşmaya… Yorulmanın güzel olduğunu düşünmek… Tıpkı beklemek gibi, tıpkı özlemek gibi, tıpkı ağlamak gibi…

Çok değil bundan kısa bir süre önceydi.

Sitem ve kinayeli konuşanları,

Konuşurken bile varlıkları ile yorgunluk verenleri,

Kelimeler arasında, öküz altında buzağı arayanları,

Önyargılı olup kendi doğrularını at gözlükleri ile savunanları,

Teker teker değil, bir defada süzgeçten geçirilmesi…

Çok değil, bundan kısa bir süre önce, bir ara…

Yine bundan kısa bir süre önce artık hüzünlenmeyi değil, gülümsemeyi seçmek…

O günden sonra, bir başkasının abartıp ağlayacağı olaya, her şeye inat gülümseyip  “bu da geçer” diyebilmek…

Selam olsun yine hüzünlere, gülüşlere, öpüşlere…

Her şey inat, mutlu olmayı seçmek… Yola çıkan, üzmeye çalışan, her ne varsa hiç ama hiç tınmamayı öğrenmek…

Bir ara o kadar çok üzülmüş ki insanlar,

Bir ara o kadar çok incinmiş ki insanlar, bundan ötürü gülümsemeyi, yola devam etmeyi öğrenmişler. Sevgiyi, aşkı, tutkuyu seçmişler. Sanki hüzünlü bir gülüşü öpüp koklamak ve yeniden gülümseyeceğini düşlemek gibi… Sanki var olan bir yarayı kanatanlara inat, öpmek, sarılmak ve aşk ile yola devam etmek gibi… Seviyoruz hüzünleri, gülüşleri…  Seviyoruz özlemeyi… Ve seviyoruz yine ve yeniden, âşık olmayı… Tekrar selam olsun…

Biliyorum… Bazen gümüş tepside sunulan güzellikleri kör etmeye çalışan, hiç akılda olmayan olaylara tahammül etmek, sabır etmek zordur… Hatta zaman zaman fazla zorlayıcıdır da…

İşte böyle zamanlarda bir ara üşenmeden otur ve hatırla…

Seni en çok ne gülümsetir diye… Gülümserken de unutma,  “Yanarak var olmayı kabullenmekle, sönerek yok olmak arasında yapılacak bir seçimden ibaretti bütün hikâye…”  Nazan BEKİROĞLU

Bir Cevap Yazın