isimsiz-hare-ergen-resimleri.jpg-300x300 Her Dakikanın Son Saniyesi

 

 

Nereden tutsam, elime birbirinden ayrılmış parçalar geliyor, sanki her şey suda yüzen bir ölü beden gibi. Soğuk, isteksiz, tepkisiz ve gri renkte…

İçimden kuşlar göçüyor, içimden sayısız kelimeler, kuşlar misali göçüyor,

Ne desem boş, ne söylesem anlamsız, vakitler dağınık, anlaşılmaz, anılar ise daha beter…

Kafamdan hiç söz etmeyelim. Yollarım çıkmaz yol sanki.

Beyhude bir derviş gibi avare avare yürüyorum hem de uzun zamandır…

Başımı nereye çevireceğimi henüz çözemedim. Seni nerede bulabileceğimi düşünüyorum.

 

O kadar yorgunum ki…

Ne zaman seni kaybetme ve bir daha bulamama korkusu tüm benliğimi ele geçirdi, toparlanamadım. Sanırım insanlar birini ne kadar çok sevdiklerini ancak kaybedince anlar.

Bazıları ise şanslı olur, kaybetmek üzereyken anlar.

Kaybedenler ise benim gibi aradan zamanlar geçtikten sonra öylesine bir yol kenarında, dalgın dalgın, keyifsiz keyifsiz yürürken onu yazmaya karar verirsiniz.

Soğuk bir havada, nefes nefese kaldığımız, yüzümüzün neredeyse buz tuttuğu uzun bir yürüyüş sonrasında, sıcak bir dokunuşa hasret gibidir bir çoğumuzun yüreği…

Ve bunu itiraf etmekten ya çekinir ya da  korkarız.

Her şeyin tutarsız ve dağınık olduğu şu zamanlarda umutsuzca çabalıyoruz, dağılmamaya…

 

Sadece sen ve ben…

Sadece ikimiz…

Bu dağınıklığın tek dağılmamışı ikimiz…

Buzdağının karşısında, sessizce durabilen sadece ikimiz…

Sürekli bir şeyler isteyen, bir türlü mutlu olamayan etrafımızdaki aç gözlü, her şeye saldıran,

Arsız ve azgın insanların arasında, sadece ikimiz kaldık dağılmayan…

Bir de seni nerede bulabileceğimi bilsem?

O zaman bütün olacağız…

Bir süre sonra başımı kaldırıp baktığımda seni görüyorum.

Korkuyorum sana bakarken, geç kalmaktan…

Kendimi dağılmış hissettiğim zamanlarda sanki hayatım azalıyor, sevdiğime yetişememe endişesi beni sarıyor..

Seni tekrardan görememe duygusu işte böylesine tüm benliğimi ve yaşantımı dağıtabiliyor.

Charles Bukowski’nin dediği “her dakikanın son saniyesinde yaşamak”tır hayata geç kalmak.

İçimizdeki kelimelerin göç edişi de bundandır. Ben her göç edişte sana göçüyorum aslında.

Avare avare dolaşırken sana geliyorum, bunu da bil lütfen.

Otururken bir taşın üzerinde, kalemime hükmetmeden yazarken seni,

Sana yazıyorumdur…

Hayatı hep bu pencereden sorgularken seni görüyorum.

Etrafımdaki insanları seyrederken, kendimi ve seni tekrar buluyorum, öğreniyorum.

Onların yüzündeki gri ve ölü gibi duran sevgi ışıltılarını okudukça, yeniden ikimizi keşfediyorum.

İçimden hep sana doğru yürüyorum, kelepçesiz uçurtmamla…

Her dakikanın son saniyesinde gibiyim seni düşünürken…

Bir Cevap Yazın