Bazen öyle bir kavşağa geliriz ki, daha önceden çok düşünüp bir türlü karar veremediklerimiz… Bazen öyle bir noktaya geliriz ki, belki de o çok düşünüp, bir türlü hayata geçiremediklerimiz… İnce ince her seferinde,  Ağır ağır her defasında, Bir türlü göze alıp, Kangren olmuşları kesemediğimizden, öylece sızıyı hissetmek…    Hep başkaları için yaşayanlar,  Hep “onlar mutlu olsun, ben idare ederim” diyenler, Hep “şimdi değil ama yakında yapacağım” veya bunun gibi konuşanlar, bu arada cümledeki “yakında” kelimesi hiçbir zaman gelmeyecek olan bir zaman dilimi… Çok cümle var bu şekil, çok niyet var bu şekil gönül pencerenizde…  Bazen cesaret kıyısına gelenler, bunun son durak olduğunu anlar. Daha önceden yapamadığı, korktuğu, ertelediği, ikilem yaşadığı her ne varsa, tam da o son noktada, bazen bir bıçak darbesi ile bazen bir söz ile bazen de sadece bir veda ile aynı şekilde, sadece bir hoş geldin ile bir adım atar…  Adım atmaktan, karar vermekten, çekinenler… Belki de, zorlayıcı olan bilinmezlik olduğundandır… Oysa insanoğlu hep kontrolü elinde tutmak ister, oysa insan her ne kadar akışa bıraktım dese bile bunu gerçekte ne kadar yapabilmiştir… Sadece küçük bir hamle ile sadece bir hareket ile başlar her şey…  Bugün günlerden Çarşamba, siz ise bu yazıyı Perşembe günü okuyacaksınız. Bugün gökyüzü berrak bir maviliğe bürünmüş. Dün ve evvelsi gün, tozlu ve kararsız ve net olmayan havanın izleri tam olarak kalmamış. Sadece yol yol beyaz bulutlar var… Kuşlar daha sakin uçuyor. Rüzgâr ahenkle esiyor… Buğdayları görüyorum. Bir o yana, bir bu yana eğiliyor, sakince… Penceremden izliyorum. Seviyorum bu görüntüyü… Kararsızlık… Akışa bırakamamak… Kontrolü hep elde tutmaya çalışmak… Liste uzar gider mi sizce? Yanı başımızdaki doğa bile, bize hayatımızla ilgili ipuçları verirken, biz daha ne kadar görmemeye devam edeceğiz… Eminim şu an yazımı okuyan sevgili okuyucular, sizler de bunları yaşamışsınızdır.  Gökyüzüne sınır yoktur… Aslında doğada sınır yoktur. Niye biliyor musunuz? Her şey akıştadır. Bence bunu düşünün… Henüz olmayan olayları düşünmek, henüz sonuca varmayan olaylara fazla anlam yüklemek… İnsan bırakmayı başarsa, buna bir adım atsa, yaşamla ilgili çoğu şeyin de, tıpkı doğadaki olaylar gibi tepetaklak olsa bile, yoluna girdiğini görecek. Bunları yazarken, sanki çok kolay bir şeymiş gibi, bunları yazarken, sanki hiç bu yazdıklarımı yaşamamış biri gibi durduğumu düşünmeyiniz. Evet, çok zor olsa da, insan akışa kendini bırakmayı, her şeyi kontrol edemeyeceğini anlar…  Ne zaman bu konuda zorluk yaşarsanız, gökyüzünü düşünün, nasıl bir ölçü içerisinde, nasıl bir had bilmesi ile güneşin ve ayın ve gezegenlerin kısaca hayatın varlığının döndüğüne… İlkbaharın esintisi gibidir kendi içinizdeki değişim, şaşırtıcı ve ürpertici ama bir o kadar da huzur veren… Uzun zamandır çoğu insan kalabalıklar arasında tek başına… Ve çok uzun zamandır insanlar konuşmuyor. Suyun yüzeyindeki gibi yaşamlar, suyun üstündeki gibi kelimeler… Sanki ilkbahar mevsiminde, erken bir göç yaşamak… Bilerek ya da bilmeyerek, isteyerek ya da istemeyerek, siz mi sırtınızı döndünüz seslere ve duygulara? Dolunayın gökyüzünde olduğu bir akşam… Havada duyulan baykuş sesi… Ve elinizde olmadan sırtını döndüğünüz seslerin, duyguların okyanusun derinlerinden, nihayet ay ışığına çıkması, nihayet su yüzüne çıkması…  Bazen son diye düşünüp adım attığımız, Bazen veda ettiğinizi düşünüp gittiğiniz… Her şeyi göze alarak…  Her adım atışta, her fırtına sonrası sakinlikte, gittiğinizi sanırken aslında, ne giden oluyor, ne de yok olan… Sadece öğreniyoruz yürümeyi, akışta kalarak… Onlarla beraber.  Bazen öyle bir kavşağa geliriz ki, daha önceden çok düşünüp bir türlü karar veremediklerimiz… Bazen öyle bir noktaya geliriz ki, belki de o çok düşünüp, bir türlü hayata geçiremediklerimiz… İnce ince her seferinde,  Ağır ağır her defasında, Bir türlü göze alıp yapamadıklarımız… Oysa gökyüzü gibidir hayat,  “tek bir gülümsemeye bile bir anlık mutluluğu sığdıranlar gibi, sınırsız ve büyülü…” Oysa gökyüzü gibidir hayat, tek bir gözyaşına bile bir ömür sığdıranlar gibi, sonsuz ve engin… Bazen cesaret kıyısına gelenler, bunun son durak olduğunu anlar. Daha önceden yapamadığı, korktuğu, ertelediği, ikilem yaşadığı her ne varsa, tam da o son noktada, sadece bir hoş geldin ile bir adım atar…  Hayatınızda cesaret kıyıları çok olsun, bol olsun, aşkla, sevgiyle olsun… İnsan sevgiyle iyileşir, aşkla yaşar…

www.diyaloggazetesi.com ==> OKU, YORUMLA ve PAYLAŞhttps://www.diyaloggazetesi.com/hayatinizda-cesaret-kiyilari-askla-sevgiyle-bol-olsun-makale,10094.html

Diyalog Gazetesi

Bir Cevap Yazın