Gecenin karanlığı…Gecenin kokusu… Bu gece içim tıpkı bir lodos gibi… Özlemişim bu dağınıklığı ve belirsizliği, Biriktirilen onca tamamlanmamış, Biriktirilen onca tamamlanmış kelimelere yaslıyorum başımı… Tek isteğim gecenin büyüsünde, hüzünlerden sıyırdığım dizlerinde biraz uyumak… “Yorgunum, hiçbir şey bilmiyorum. Tek istediğim yüzümü kucağına koymak, başımın üzerinde dolaşan elini hissetmek ve sonsuza dek öyle kalmak.” – Franz Kafka, Milena’ya Mektuplar

“Bir şeylerin değişebileceğine inanmak” düşüncesi, insanın en sıkışık olduğu zamanlarda, çaresizlikten ne yapacağını bilemediği anlarda, bir panzehir gibi tutunabileceği hayat dalı olmuştur.  Ve ne zaman içinden çıkılmaz bir yola girince, baş edemeyeceği bir durumla karşı karşıya kalınca, bahsedilen hayat dallarını arar ve bulur… Yolun sonu mu diye düşünse bile, bilir ki yol bitmez. Biter gibi görünse bile, başka şekillerde devam eder yol ve yollar… Hani derler ya her şeye rağmen… Su testisi kırıldığı zaman maalesef eskisi gibi olmuyor.  Her ne kadar iyi yapıştırılsa da, her ne kadar iyi gözükse de, darbe büyükse, sarsıntı da büyük olur. Her şeye rağmen devam eden… Her şeye rağmen devam edenler…  Tekrar bir yara alana kadar, Kabuk bağlayan yaranın tekrar kaşınıp kanamasına kadar… Üzülmek ve kırılmak… Kim bilir, belki de bizi hep bu üzülmekten korkmak,  Kim bilir, belki de bizi hep bu kırılmaktan korkan yanımız yaralamıştır esasında… İnsanlar darbe aldıkça daha da güçlenir. Hayata karşı duruşları daha net ve sakin olur.  Sizce bunu ilişkiler için de söyleyebilir miyiz? Bazen darbe alan ilişkiler güçlenir, Bazen sarsıntıya uğrayan ilişkiler de ayakta kalır. Yine de insanın darbe alması bir ilişkinin darbe almasından farklıdır diye düşünüyorum. İnsan kendisini sarsacak kırılmalar yaşadığında ve sonraları bunu hatırladığında, üzülse bile, ayakta kaldığı için, hayata tutunduğundan bunu, kötü bir yara izi gibi düşünmeyecektir. Bilakis ona sağlam duruş veren bir iz olarak hatırlayacaktır. Oysa aynısını bir ilişkide yaşamak… Her aklına geldiğinde hayata tutunmak yerine, o kötü izi bırakan hatıraları düşünüp bir şekilde hayatı, hem kendisine hem de çevresindekilere zehir etmek… Her son bir başlangıçtır derler… Her koşulda her şekilde yaşamak… Ne kadar güzel ve cesur bir duygu… Kendinizi; ne geçmişi ne de geleceği düşünerek, örselemek… Hayatın bir gün sonra ereceğini bilerek, her bir dakikanın kıymetini anlayarak yaşamak… Böyle yaşamak aslında size, kiminle olmak istediğimi hatırlatır. Böyle yaşamak aslında size, gerçek duygu ve düşüncelerinizi hatırlatır her şeye dair… Bu sabah yazımı yazarken, bunları düşündüm ve gülümsedim. Hava rüzgarlı ve esintili… Pek severim böyle havaları… Tozu dumana katsa bile…  Erken bir vakitte içtiğim sabah kahvesinden sonra ikincisini içmek için vaktin geldiğini anlıyorum.  Gündüzün aydınlığı… Gündüzün rüzgarlı yeniliklere açık kokusu… Bu gün içim tıpkı lodos gibi… Özlemişim bu dağınıklığı ve belirsizliği, Biriktirilen onca tamamlanmamış, Biriktirilen onca tamamlanmış kelimelere yaslıyorum başımı… Tek isteğim bir an önce, hüzünlerden sıyırdığım dizlerinde biraz uyumak…

 

Bir Cevap Yazın