Daha sonradan anladığımız birçok şey gibi…  Bazen durup düşünmeden,  Bazen neyin ne olduğunu anlamadan…  Enine boyuna, ölçüp dökmeden, hemen bir sonuca ulaşırız. Ve işin ilginç tarafı; severiz, hemen infaz memuru gibi, yargıç gibi hüküm vermeye…  Ve maalesef işin daha da vahim yanı, bu ekip biçtiğiniz, sonlandırdığınız her ne ise, sanki kendiniz dışındaki, etrafınızdakilerini memnun etme çabasını da böylece yerine getirmiş olduğunuzu hissedersiniz. Rahatlarsınız. Artık kimseden ses çıkmaz diye…  Bazen durup düşünmeden, Bazen neyin ne olduğunu anlamadan… İnsanın hayatında birçok iniş-çıkış, birçok çıkmaz yol, birçok kavşak, birçok hendek var… Bizler bu aşılması gereken zorlukları nedense önemli kararlar arifesinde fark ederiz… Ve işte böyle zamanlarda, önünde durduğumuz yol ayrımına bakıp düşündüğümüzde, daha da vazgeçilmez olur, iç hesaplaşmalarımız…  Bundan sonraki yola devam edebilmek…  Bundan sonraki yolda, alacağımız her kararla; cesaret ve güç ve umut ile yürümek… Vicdanımız kar-zarar hesabını ister. İster yolda bekleyelim, ister geri adım atalım ama ne olursa olsun, bu yüzleşme, hesaplaşma yapılır… Kimsenin peygamber olmadığı bir düzende,  Kimsenin hiç günahının olmadığı bir yerde, Ve ne olursa olsun; iç hesaplaşmamızı yapıp girdiğimizin yolun, verdiğimiz kararın yanlış olduğunu gördüysek, bunun da bedellerini aslanlar gibi öderiz, yeri gelince. Ve ancak kendimizle, baş başa kalınca ağlarız katıla katıla, çekilenlerin acısına, bu uğurda vazgeçtiklerimizin acısına… Bazen de, her şeyi yakıp yıkıp, gitmek gelir içimizden, çok uzak, çok başka, çok yalnız bir yerlere kaçmayı… Tek başına kalabilmek için, tüm kartlarımızın açık olduğu, bir masada, dürüstçe muhasebemizi yapabilmek için… Fakat daha evvelden de yazılarımda yazdığım gibi, bu gitmeler, bu kaçmalar genelde hiçbir yere varmaz. Çoğu kez de başarısız oluruz; çünkü ne kadar uzağa gitsek bile, kendimizi de götürmüşüzdür ve neyi silerse silsin insan, bir tek kendinden kurtulamaz, ne yazık ki… Bu yüzden, kaçar yolu yok, kendimizi seveceğiz ve değer vereceğiz. Bu yüzden, kendimizi anlayacağız.  Mecbur, oturursun masaya, ister kaçtığın deniz kenarında, ister kaçtığın bir salaş lokanta masasında, ister dağın başında tek başına olup, gökyüzüne baktığın yerde…  Yine hayat bize artık sayamadığımız bilmem kaçıncı perde oyununu oynarken, biz hep başrol oyuncusu olarak, yaşamayı bıkıp usanmadan isteriz. Oysa başrole geçmek için, figüranlık yapmak, oysa hayatınızın başrolünü elde edebilmek için, bayağı bir sahne tozu yutmanız…   Ve gelsin hayatımızdaki bilmem kaçınca perde… Bir zahmet gelsin, boşuna mı çektik o kadar sıkıntı ve cefayı, sahne tozu yuttuk dedikleri, hayatın içinden, geçmek misali… Ve hak ediş kendi hayatınızın başrolünü… Güzel bir sil baştan ile başlamak… Silkinip çıktığımız enkazdan, cesaretle tekrar başlamak… Bulur insan bir şekilde, o gücü ve umudu… Sil baştan başlamak ama bu sefer sıfırlamadan hayatı… Sil baştan başlamak ama bu sefer tekrar umutla ve yaşamaya dair sevgiyle atan kalbimizi, koruyarak… “Ve sil baştan severiz herkesi, her şeyi; daha güçlü, daha saf ve daha derinden, her şeyi unutarak…”   Ve bazen de sil baştan severken herkesi, her şeyi; belki de bazen daha az sevmeyi de isteriz, bazen de unutmadıklarımız ile birlikte, sil baştan yapmayı isteriz. İster yanınızda tutunacağınız bir el olsun, ister olmasın, yeniden sil baştan yapabilmek… İster yeniden yapılacak çok yanlış olsun, ister olmasın… İster silinecek çok kelime olsun, ister olmasın… Ve sen güzel insan, korkmadan, cesaretle, yaşanacak ömründe, istediğin kadar sil baştan’lar yapabilirsin…  Çünkü belki de bugün o gündür, kim bilir gidilecek ne çok uzak yollar var hala…  Çünkü belki de bugün o gündür, kim bilir aşka düşecek ne güzel sevdalar var hala…  Ve en son eklemek istediğim bir şey daha var; İnsanın fıtratında neyse o’dur. Uykudan uyanıp, tekrar yaşayacağımız bir günde, birbirimizin inandıklarına saygı duymak, bu ister inanç özgürlüğü olur, ister başka bir şey… Bir insanın inancı neyse o ‘dur. Herhangi bir başka inancın daha iyi olduğunu kimse bilemez, herhangi bir başka fikrin veya düşüncenin, daha doğru olduğunu da kimse bilemez ve iddia etse bile, çirkin bir üsluptur. Corona’da gördük ki, para Rabbin karşısında koca bir hiç oldu. Hala daha maddiyata ve onun sağladıklarına, Allah’ın yaratırken, kendi ruhundan üflediği İnsan’dan, daha fazla önem verenleri ise, demek ki Corona yeterince ıslah etmemiş, edememiş. Tanrı yardımcıları olsun.  Her gün bir şeyler olur ve bir şeyler değişir. Değişmeyen, insanın kalbi ve fıtratıdır. Unutmayalım ki, bir gün kimi ne kadar kırdıysak, kime ne şekil davrandıysak aynilerini yaşayacağız.  Komşularımıza, ailemize, dostlarımıza güzel davranalım. Dünya bir güzergâh ve bizler de yolcuyuz.  Evet, bazen hepimiz yoruluruz, Evet, bazen bıkarız iyi davranmaktan ve hoşgörülü olmaktan… Ama ya o senin yaptığın, yapacağın son iyi ve güzel davranışsa? Ya o senin için yeni bir başlangıca gidiyorsa? Hayat her şeye rağmen güzel, ister yanınızda tutunacağınız bir el olsun, ister olmasın…  Hayat her şeye rağmen güzel, ister yeniden yapılacak çok yanlış olsun, ister olmasın… Hayat her şeye rağmen yaşanır, ister silinecek çok kelime olsun, ister olmasın. Ve sen güzel insan, cesaretle ve aşkla hiç yılmadan yaşamaya devam… Çünkü belki de bugün o gündür ve kim bilir gidilecek ne çok uzak yollar var hala…  Çünkü belki de bugün o gündür, kim bilir aşka düşecek ne güzel sevdalar var hala…

Bir Cevap Yazın