İyi haftalar Sevgili Okuyucularım,

Bu hafta gündem başlıkları olarak, virüsün haricinde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde,  yaklaşmakta olan Cumhurbaşkanlığı seçimleri…

Maraş konusu ise Pandora’nın kutusu gibi… Bilinmezlik ile dolu.

Elbette ki, gönül ister Maraş açılsın, açılacaksa adil ve hukuk kuralları çerçevesinde, neden olmasın…

Sürpriz bir şekilde aday olduğunu açıklayan Serdar Denktaş… Bir çok taşın dengesini sarsacağını, bunun, ülkemiz ve halkımız için olumlu bir konjonktür olacağını göreceğiz. Ve vefa kelimesi…

Sadece dört harf, anlamı ise sonsuzdur. Seviyorum vefayı, seviyorum eğer hala daha varsa, bizim gibileri… Vefa, sadece İstanbul’un bir semt adı olmadığı gerçeğini bilenleri… Şu dört harfli olan ama içerisinde binbir anlam barındıran kelimenin anlamını bilenler… Gelecek günlerin neler getireceğini hep birlikte göreceğiz…

Gelelim biraz da edebiyat, felsefe takılmalarına…

Thomas Stearns Eliot, İngiliz şair, oyun yazarı ve edebiyat eleştirmeni; demiş ki, seçmiş olduğunuz ve karar verdiğiniz şeylerin bedelini siz ödersiniz, size akıl verenler değil…

Niye mi?

Günün sonunda kapıyı çekip kapatıp, kendi kendinizle baş başa kaldığınızda, vermiş olduğunuz kararların, seçimlerin hesabını yalnızca kendinize vereceksiniz…

Hem cefayı, hem de sefayı siz çekeceksiniz. Elbette fikir almak güzeldir. Sormak, bilmediğiniz bilgileri öğrenmek size yeni ufuklar açar. Yine de, bu fikirleri,  kendi hayatınıza, uygulamak ise, tamamen size kalmıştır. Sadece şu soruyu sorunuz, “hayatınızın ipleri kimin elinde?”…

Sevgili okuyucularım, nefes aldığınız bir yaşamın, bir zahmet eğrisi ve doğrusu ile bedelini ödeyiniz. Başkalarının ipi ile kuyuya inmek fikrini de, Konfüçyüs’un şu cümlesi ile hatırınızda tutup, iki defa düşünün derim;  “Derin olan kuyu değil, kısa olan ip” …

Yine günümüzün en kolay içinden çıkılası cümlesi;

“ Ben buyum, ben böyleyim. Bu kadarını yapabiliyorum.”

Ölene kadar derisini değiştiren yılanı düşündüğümüzde,  “ben buyum, bu kadarını yapabiliyorum” diye konuşan insanların, bu dünyaya niçin geldiklerini de, sorgulaması gerekir…

Bunun yerine, “ben buyum, daha fazlasını nasıl yapacağımı bilmiyorum” demek,

“Ben buyum, artık uğraşmak istemiyorum, çünkü insanlara inancım kalmadı” demek…

“Ben buyum ama bazı düşüncelerimde tolerans gösterebilirim” demek,

“Ben böyleyim, bu kadarını yapabiliyorum ama farkındayım, belki de şu yönden biraz çıtamı düşürebilirim veya yükseltebilirim” demek…

“En azından evet ben böyleyim, ama en azından çaba göstermek istiyorum” diyebilmek…

Yazımı okuyan sevgili okurlarım… Bizler ağaç değiliz, saksıdaki bitki hiç değiliz. Hareket halindeki canlılarız.  Ölene kadar değişimde olan fiziksel ve ruhsal varlığımız, işimize gelmediğinde niye demode cümlelerin kurbanı oluyor?

Doğanın içinde her şey değişim halindedir. Yılanların deri değiştirmesi bize ölene dek, değişimin var olduğu gerçeğini gösterir. Bu yüzden silkinin ve şöyle bir yeniden doğunuz.

İnsan kendisine dürüst olduğunda, yalan söylemediğinde hayatın ne kadar keyif alınası, büyülü bir bahçe olduğunu görecektir.

Boş vermeyi seviniz. Saatlere ve günlere bağımlı olmayın. En son ne zaman saat taktım, hatırlamıyorum. Sevginizde cömert olunuz. Hayat pintileri sevmez.

Bence bu konuda düşünmek… Zihnimizde beyin fırtınası yapalım. Dünya ve gündem değişirken, okuduğunuz kitaplar, birlikte vakit geçirdiğiniz insanlar, yediğiniz yemekler, yaptığımız sohbetler bizi değişime sürükler, istesek de istemesek te… Sandıklarda, naftalin kokularında kalmayınız, “ben böyleyim” diyerek… Ya da kalınız, güvelerin yemeği olunuz diyeceğim şaka olarak. Bu cümleyi yazarken gülümsedim.

Hayatı seviniz, ömür çok kısa. Vakit varken, mutlu olunuz, kahkaha atınız. Toleranslı olunuz, spontane takılınız. Ben de böyleyim gördüğünüz gibi, okuduğunuz gibi…  Sevgi doluyum, direnmiyorum, akışta yürüyorum, su misali, bir de bazen pat diye söylüyorum, yazıyorum düz…

Sevgiyle kalınız.

Categories:

Tags:

Bir Cevap Yazın

Geliştmelerden Haberdar Olun